Kâd?lar üç k?s?md?r:
-
Kâd?: Ceza ve muamelat bak?m?ndan, insanlar aras?ndaki husumetleri ay?r?r.
-
Muhtesib: Cemaat hakk?na zarar veren ayk?r? hareketlere bakar.
-
Mezâlim Kâd?s?: Devlet ile insanlar aras?nda vaki olan anla?mazl?klara bakar.
Kâd?lar üç k?s?md?r:
Kâd?: Ceza ve muamelat bak?m?ndan, insanlar aras?ndaki husumetleri ay?r?r.
Muhtesib: Cemaat hakk?na zarar veren ayk?r? hareketlere bakar.
Mezâlim Kâd?s?: Devlet ile insanlar aras?nda vaki olan anla?mazl?klara bakar.
Bu madde, kadân?n türlerine dair bir aç?klamad?r. ?nsanlar aras?ndaki husumetleri çözen kadân?n delili; Resul ’in fiili ile Muaz ?bn-u Cebel’i Yemen’in bir nahiyesine tayin etmi? olmas?d?r. Toplum hakk?na zarar veren ayk?r?l?klar? çözen ve hisbe denilen kadân?n delili ise Resul ’in fiili ve kavli ile sabittir. Nitekim Aleyhi’s Salâtu ve’s Selam ?öyle dedi: ليس مِنّا مَن غش “Aldatan bizden de?ildir.” Yine Sallallahu Aleyhi ve Sellem, aldatanlara itiraz ediyor ve onlar? azarl?yordu. Nitekim Kays ?bn-u Ebî ?arze el-Kenânî’den ?öyle dedi?ini rivayet etti: كنا نبتاع الأوساق بالمدينة، وكنا نسمّى السماسرة، قال: فأتانا رسول الله صلى الله عليه وسلم فسمانا باسم هو أحسن مما كنا نسمّي به أنفسنا فقال: يا معشر التجار، إن هذا البيع يحضره اللغو والحلف، فشوُبوه بالصدقة “Bizler, Medine pazarlar?nda al??veri? yapar ve kendimizi simsarlar diye isimlendirirdik. Bir gün Resulullah yan?m?za ç?kageldi ve bize, kendi verdi?imiz isimden daha güzel bir isim vererek ?öyle buyurdu: “Ey tacirler toplulu?u! Al??veri?e bo? sözler ve yeminler kar??abilmektedir. Bunlar? sadaka ile gideriniz.” Yine Ahmed, Ebi’l Minhâl’den ?öyle rivayet etti:أن زيد بن أرقم والبراء بن عازب كانا شريكين، فاشتريا فضة بنقد ونسيئة، فبلغ ذلك النبي صلى الله عليه وسلم فأمرهما أنّ ما كان بنقد فأجيزوه، وما كان بنسيئة فردوه “Zeyd ?bn-u Erkam ile el-Berâ ?bn-u Âzib ortak idiler. Bir k?sm? pe?in, bir k?sm? da vadeli olmak üzere gümü? sat?n ald?lar. Bu Nebi’ye bildirilince onlara pe?in ald?klar?n? geçerli saymalar?n?, vadeli ald?klar?n? döndürmelerini emretti.” ??te tüm bunlar, hisbe kadâs?d?r. Toplumun hakk?na zarar veren husumetleri çözen kadân?n hisbe olarak isimlendirilmesi ise ?slami Devlet’teki muayyen bir amelin ?st?lah?d?r ki o, tüccarlar?n ve i?verenlerin ticaretlerinde, i?lerinde ve i?yerlerinde hile yapmalar?n? engellemek için onlar? murakabe etmektir. Tart?lar, ölçüler ve benzerlerini topluma zarar verecek ?ekilde kullanmalar?n? engellemektir. Bu i? ise taraflar? vadeli sat??tan men etti?i el-Berâ ?bn-u Âzib’in hadisinde aç?kça görüldü?ü üzere Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in beyan etti?i, emretti?i ve hakk?nda çözümü üstlendi?i i?in ayn?s?d?r. Yine bu delillerden birisi de ?bn-u Sa’d’?n et-Tabakat’? ile ?bn-u AbdilBerr’in ?stiyab’?nda geçti?i üzere Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Saîd ?bn-ul Âs’?, fetihten sonra Mekke pazar? üzerine görevlendirmi?tir. Ömer ?bn-ul Hattab da, kavmi aras?nda e?-?ifâ Hâtun diye an?lan Umm-u Suleymân ?bn-u Ebî Hasme’yi çar??da kâd? olarak, yani hisbe kâd?s? olarak görevlendirdi. Yine ?mam Malik’in Muvattas?nda ve e?-?âfi’nin Musnedinde nakletti?i gibi, Abdullah ?bn-u Utbe’yi de el-Medine pazar?na tayin etti. Ayr?ca kendisi de Resul ’in yapt??? gibi pazarlarda dola??yordu. Halife, hisbe ile kaim olmaya devam etti, tâ ki el-Mehdi gelip de hisbe için özel bir cihaz k?l?ncaya kadar. Böylece hisbe, kadâ cihazlar?ndan biri haline geldi. (Harun) Re?it zaman?nda da pazarlar? muhtesib dola??yor, ölçüleri ve tart?lar? aldatmalardan ar?nd?r?yor ve tüccarlar?n muamelelerine bak?yordu.
Mezâlim Kâdisi denilen kadân?n deliline gelince; Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in fiilidir. Zira SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bir adama kendisine k?sas uygulatm??t?r: el-Beyhaki, Sünen-i Kubra'da Ebî Saîd el-Hudri'nin ?öyle dedi?ini tahric etmi?tir: بينما رسول الله صلى الله عليه وسلم يقسم شيئا أقبل رجل فأكبَّ عليه فطعنه رسول الله بعُرجون " أي عِذْق من نخل" كان معه فجرح الرجلَ، فقال له الرسول «تعالَ فاستَقِدْ»، فقال بل عفوت يا رسول الله "Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], bir ?ey payla?t?r?rken bir adam ç?kageldi ve üzerine dü?ünce Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], yan?nda bulunan bir dalla -yani hurma dal?yla- onu itti. Adam da yaraland?. Bunun üzerine Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], ona dedi ki: "Gel bana k?sas uygula." Adam da dedi ki: "Affettim ya ResulAllah!" ??te bu olay, devlet ba?kan? olan "Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]" ile tebaadan biri aras?ndaki bir davad?r. Yine SallAllahu Aleyhi ve Sellem, ?öyle buyurmu?tur: فَمَنْ كُنتُ أصبتُ مِن عِرضه، أو مِن شَعره، أو من بَشَرِه، أو مِن ماله شيئاً، هذا عِرض محمد وشعرُه، وبشرُه، ومالُه فليَقُمْ فليَقتصَّ "Kimin ?rz?na, saç?na, derisine, mal?na bir zarar vermi?sem i?te Muhammed'in ?rz?, saç?, derisi ve mal?. Gelsin k?sas uygulas?n." [Ebu Yale, Fadl ?bn-u Abbas'tah tahric etti] El-Haysemi, Ebi Yale’nin isnad?nda Ata ?bn-u Muslim’in bulundu?unu, ?bn-u Hibban ile ba?kalar? onun sika oldu?unu, di?erlerinin zay?f oldu?unu söylediklerini ve geriye kalan ravilerin ise sika oldu?unu söyledi. Taberani, Mu'cem-il Avsat'ta Fadl ?bn-u Abbas'tan SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in ?öyle dedi?ini rivayet etmi?tir: فَمَنْ كنتُ جَلَدْتُ لَهُ ظَهْراً فَهذا ظَهري فَلْيَسْتَقِدْ مِنْهُ وَمَنْ كنتُ شَتَمْتُ لَهُ عِرْضاً فَهذا عِرْضي فَلْيَسْتَقِدْ مِنْهُ ومَنْ كنتُ أَخَذْتُ له مالاً فهذا مالي فَلْيَسْتَقِدْ منه “Kimin s?rt?na vurmu?sam i?te s?rt?m gelsin ona k?sas uygulas?n, kimin ?rz?na sövmü?sem i?te ?rz?m gelsin ona k?sas uygulas?n, kimin mal?n? alm??sam gelsin ona k?sas uygulas?n.” Bu ise mezâlim kadâs?n?n d???nda bir ?ey de?ildir. Çünkü mezâlim kadâs?n?n tarifi, insanlar ile halife aras?nda vuku bulan hususlara bakmay? da kapsamaktad?r. Yine mezâlim kadâs?n?n delili, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in fiili ve kavlidir. Ancak Aleyhi’s Salâtu ve’s Selâm, devletin tüm alanlar?nda yaln?zca mezâlime has bir kâd? k?lmad?. Kezâ ondan sonraki halifeler de -Alî ibn-u Ebî Tâlib’de hâs?l oldu?u gibi- mezâlimi bizzat üstlendiler. Velâkin kerramallahu vechehu, buna mahsus bir vakit ay?r?p muayyen bir üslup belirlemedi. Bilakis mazlimeye meydana gelir gelmez bak?l?rd?, dolay?s?yla i?lerin bütününden bir parça idi. Durum, Abdulmelik ibn-u Mervân zaman?na kadar böyle sürdü. Nitekim o, mazlimelere mahsus bir vakit ay?r?p muayyen üsluplar belirleyen ilk halife oldu. Bunun için muayyen bir gün tahsis etti ve mazlimeleri de?erlendirmeye ald?. Bunlardan herhangi birine mü?küle dü?tü?ünde, hakk?nda hükmetmesi için kâd?s?na sevk etti. Sonra halife, insanlar?n mazlimelerine (?ikâyetlerine) bakan nâibler düzenlemeye ba?lad?. Böylece mezâlim, özel bir cihaz haline geldi ve [دار العدل] “dâr-ul adl” (adâlethane) diye isimlendirilir oldu. Muayyen bir kâd?n?n tayini bak?m?ndan bu uygulama caizdir. Çünkü halifenin, salahiyetlerinden olan her hususta, kendi ad?na o hususu yerine getirecek nâiblere niyâbet vererek tayin etmesi caizdir. Bunun için muayyen bir vakit ve muayyen bir üslup tahsis etmesi bak?m?ndan da caizdir. Çünkü bunlar mubahlardand?r.