A
18

Madde 96

Devlet i?lerinin ve insanlar?n i?lerinin [maslahatlar?n?n] idaresinden; Maslahatlar Bölümü, Daireler Bölümü ve ?dareler Bölümü mesuldür. Bu üç bölüm, devlet i?lerini kalk?nd?rmak ve insanlar?n maslahatlar?n? gerçekle?tirmek için çal???rlar. 

26 görüntüleme
0 paylaşım
Evidence

Resulullah maslahatlar? idare ediyor ve bunlar?n idaresi için katipler tayin ediyordu. Böylece Resulullah Medine’deki insanlar?n maslahatlar?n? bizzat idare ediyor, i?lerini görüp gözetiyor, sorunlar?n? çözüyor, alakalar?n? tanzim ediyor, ihtiyaçlar?n? temin ediyor ve onlar? i?lerini düzeltecek hususlara yönlendiriyordu. Tüm bunlar, sorunsuz ve karma?as?z olarak hayatlar?n? kolayla?t?ran idarî i?lerdendi:

Ö?retim i?leri hakk?nda; Resulullah Müslümanlar?n evlatlar?ndan onuna (okuma-yazma) ö?retmeyi kafir esirlerin fidyesi k?ld?. Fidye bedeli ganimetlerdendir ve Müslümanlar?n mülküdür. Dolay?s?yla ö?retimi temin etmek, Müslümanlar?n maslahatlar?ndan bir maslahatt?r.

Tedavi (sa?l?k i?leri) hakk?nda; Resulullah ’e bir tabip hediye edildi. O da onu Müslümanlara ait k?ld?. Resulullah ’in kendisine gelen hediye üzerinde tasarrufta bulunmamas?, almamas?, aksine Müslümanlara ait k?lmas?, tedavinin Müslümanlar?n maslahatlar?ndan bir maslahat oldu?una delildir.

Çal??ma i?leri hakk?nda; Resulullah bir adam?, dilenmek yerine -ki ne de olsa birileri verir, birileri yüz çevirir- onu bir urgan, sonra bir balta sat?n almaya, bunlarla odun toplay?p insanlara satmaya yönlendirdi. ??te insanlar?n çal??ma sorunlar?n?n böylesi çözümü de Müslümanlar?n bir maslahat?d?r. Nitekim Ebu Davud ve ?bn-u Mâce ?öyle tahric ettiler: أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْأَلُهُ، فَقَالَ: أَمَا فِي بَيْتِكَ شَيْءٌ؟ قَالَ: بَلَى ... قَالَ: ائْتِنِي بِهِمَا، قَالَ: فَأَتَاهُ بِهِمَا، فَأَخَذَهُمَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ وَقَالَ: مَنْ يَشْـتَرِي هَذَيْنِ؟ ... قَالَ رَجُلٌ: أَنَا آخُذُهُمَا بِدِرْهَمَيْنِ، فَأَعْطَاهُمَا إِيَّاهُ وَأَخَذَ الدِّرْهَمَيْنِ، وَأَعْطَاهُمَا الأَنْصَارِيَّ وَقَالَ: اشْـتَرِ بِأَحَدِهِمَا طَعَامًا فَانْبِذْهُ إِلَى أَهْلِكَ، وَاشْتَرِ بِالآخَرِ قَدُومًا فَأْتِنِي بِهِ، فَأَتَاهُ بِهِ، فَشَدَّ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عُودًا بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ لَهُ: اذْهَبْ فَاحْـتَطِبْ وَبِعْ، وَلا أَرَيَـنَّكَ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْماً، فَذَهَبَ الرَّجُلُ يَحْـتَطِبُ وَيَبِيعُ، فَجَاءَ وَقَدْ أَصَابَ عَشَرَةَ دَرَاهِمَ ... “Ensardan bir adam, Nebi ’e gelip ondan bir ?ey istedi. Buyurdu ki: “Evinde bir ?ey yok mu?” Dedi ki: “Bilakis var…” Buyurdu ki: “Onlar? bana getir!” Onlar? getirdi. Resulullah onlar? eline ald? ve ?öyle dedi: “Bunlar? kim sat?n al?r?”… Bir adam dedi ki: “Ben onlar? iki dirheme al?r?m.” Onlar? ona verdi ve ondan iki dirhemi ald?. Bunu da Ensariye verdi ve ?öyle dedi: “Bunun biriyle al??veri? yap ve ailene götür. Di?eri ile de bir keser sat?n al ve bana getir.” Getirdi. Resulullah eliyle ona bir sap takt?. Sonra ?öyle buyurdu: “?imdi git, odun topla ve onu sat. Seni on be? gün görmeyeyim.” Öyle yapt?. Sonra ç?kageldi, on dirhem kazanm??t?…” Yine el-Buhari’nin Ebî Hurayra kanal?yla tahric etti?i hadiste de Resulullah ?öyle buyurdu: لأَنْ يَحْتَطِبَ أَحَدُكُمْ حُزْمَةً عَلَى ظَهْرِهِ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ أَحَدًا فَيُعْطِيَهُ أَوْ يَمْنَعَهُ “Sizden birinin s?rt?nda bir odun destesi getirip satmas? bir kimsenin dilenmesinden daha hay?rl?d?r. (Çünkü insanlar) ya verirler, ya terslerler.”

Yol i?leri hakk?nda; Resulullah kendi zaman?nda çeki?me halinde yollar? yedi zira haline getirerek tanzim ediyordu. Nitekim el-Buhari, Ebî Hurayra kanal?yla ?öyle rivayet etti: قَضَى النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا تَشَاجَرُوا فِي الطَّرِيقِ بِسَبْعَةِ أَذْرُعٍ “Nebi (el-Mîtâ) yolu hakk?nda tart??t?klar?nda (yolun) yedi zira olmas?na hükmetti.” Müslim de ?öyle rivayet etti: إِذَا اخْـتَلَفْـتُمْ فِي الطَّرِيقِ جُعِلَ عَرْضُهُ سَبْعَ أَذْرُعٍ “Yol hakk?nda ihtilafa dü?tü?ünüzde geni?li?i yedi zira yap?l?r.” Ahmed, ?bn-u Abbas kanal?yla Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in ?öyle dedi?ini rivayet etti: وَالطَّرِيقُ الْمِيتَاءُ سَبْعَةُ أَذْرُعٍ “el-Mîtâ yolu yedi zirad?r.” Ahmed’in Ubade ?bn-u Samit kanal?yla yapt??? rivayette ise ?öyle geçmi?tir: وَقَضَى صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الرَّحَبَةِ تَكُونُ بَيْنَ الطَّرِيقِ ثُمَّ يُرِيدُ أَهْلُهَا الْبُنْيَانَ فِيهَا فَقَضَى أَنْ يُتْرَكَ لِلطَّرِيقِ فِيهَا سَبْعُ أَذْرُعٍ “Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], yolun aras?nda geni? bir alan?n olmas?na hükmetti. Sonra insanlar onun içerisine bina yamak isteyince yol için yedi zira b?rak?lmas?na hükmetti.”

??te bu, o vakitteki idarî bir düzenlemedir. ?âfii mezhebinde oldu?u gibi ihtiyaca göre bundan fazla da olabilir.

Keza Resul yolu ihlal etmeyi de men etti. Nitekim Taberani, es-Sa?îr’de ?öyle tahric etti: مَنْ أَخَذَ مِنْ طَرِيقِ الْمُسْلِمِينَ شِبْراً طَوَّقَهُ اللَّهُ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنْ سَـبْعِ أَرَضِينَ “Her kim Müslümanlar?n yolundan bir kar?? al?rsa, k?yamet günü Allah yedi arzdan onu ku?at?r.”

Ziraat hakk?nda; Zubeyr [RadiyAllahu Anh] ile Ensardan bir adam, arazilerinden geçen bir su yolundan sulama hakk?nda anla?mazl??a dü?tüler. Bunun üzerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem ?öyle buyurdu: اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثـُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ “(Önce) sen sula ey Zubeyr, sonra suyu kom?una sal.”

??te böylece Resul Müslümanlar?n maslahat?n? idare ediyor, idarî sorunlar?n? basitlik ve kolayl?k ile çözüyor, baz? sahabeler de kendisine bu hususta yard?m ediyordu. Dolay?s?yla Müslümanlar?n maslahatlar?, halifenin veya üstlenmeye kâfi bir müdür olarak tayin etti?i kimselerin üstlenece?i bir cihaz olur. Bilhassa maslahatlar çe?itlenip ço?alm?? iken halifenin yükü için bir hafifletme olarak burada benimsenen budur. Böylelikle insanlar?n maslahatlar? için bir cihaz vard?r ki onu, bu yönde raiyyenin ya?am?n? kolayla?t?ran ve karma?as?z, hatta basitlik ve kolayl?k ile gerekli hizmetleri kar??layan üsluplara ve vesilelere yetkin bir müdür üstlenir.

Bu cihaz, maslahatlardan, dairelerden ve idarelerden olu?ur. [المصلحة] Maslahat; tabiyet, ula??m, para bas?m?, ö?retim, sa?l?k, ziraat, çal??ma, yollar gibi devletin maslahatlar?ndan herhangi bir maslahat için yüksek idaredir. Bu Maslahat; kendi maslahat?n?n ve ona ba?l? dairelerin ve idarelerin idaresini üstlenendir. [الدائرة] Daire; kendi dairesinin ve ona ba?l? idarelerin i?lerini üstlenendir. [الإدارة] ?dare ise kendi idaresinin ve ona ba?l? ?ubelerin ve k?s?mlar?n i?lerini üstlenendir.

Bu Maslahatlar, Daireler ve ?dareler, devlet i?lerini kalk?nd?rmak ve insanlar?n maslahatlar?n? gerçekle?tirmek maksad?yla kurulurlar ve kaim olurlar.

?dare cihaz?n?, aç?kland??? ?ekle getirmek fiili gerçekle?tirme üsluplar?ndan bir üslup ve vesilelerinden bir vesiledir. Buna has bir delile ihtiyaç yoktur ve asl?na delalet eden genel delil yeterlidir. Bu üsluplar kullar?n fiilleridir. Dolay?s?yla ?er-i hükümlere göre olmad?kça icra edilmesi sahih olmaz denilmez çünkü bunlar, genel olarak asl? üzerine ?er-i delil gelen fiillerdir ki bu genel delil, bu fiillerden kaynaklanan her ?eyi de kapsam?na al?r. Ancak as?ldan kaynaklanan bir fiil hakk?nda ?er-i delil gelmi?se, o takdirde delilin gerektirdi?ine ba?lan?l?r. Mesela Allahuteala ?öyle buyurdu:   وَآتُواْ الزَّكَاةَ “Ve zekat? verin.” Bu, genel bir delildir. Nisâb miktar?, âmiller (zekat toplay?c?lar?), kendilerinden zekat al?nan s?n?flar gibi bundan kaynaklanan fiiller hakk?nda da deliller gelmi?tir ve tüm bunlar وَآتُواْ الزَّكَاةَ “Ve zekat? verin.” emrinden kaynaklanan fiillerdir. Ancak tüm bu i?lerin gerçekle?tirilme keyfiyeti hakk?nda deliller gelmemi?tir. Onlar, binek üzerinde mi (zekat toplamaya) gideceklerdir, yoksa yürüyerek mi? Kendileri ile birlikte bulunup yard?mc? olacak ücretliler tutulur mu, tutulmaz m?? Toplad?klar? zekat? defterlere kaydederler mi? Toplanacaklar? bir mekan edinebilirler mi? Toplad?klar?n? koyacaklar? bir mahzen edinirler mi?  Bu mahzenler yer alt?na m? yap?l?r, yoksa tah?l ambarlar? gibi mi in?a edilir? Nakitlerin zekat? çuvallarda m? toplan?r, sand?klarda m?? Tüm bu ve benzeri fiiller وَآتُواْ الزَّكَاةَ “Ve zekat? verin.” emrinden kaynaklan?r ve genel delilin kapsam?nda bulunur. Çünkü bunlara has deliller gelmemi?tir. ??te tüm üsluplar böyledir. Zira üslup; hakk?nda genel delil -yani as?l- gelmi? bir fiilden kaynaklanan fer’î (detay) fiildir ve bu detay fiil için hususi delil gelmemi?tir. Böylece genel olarak asl?n?n delili, onun da delili olur.

Bunun içindir ki idarî cihazlar?n i?ini kolayla?t?rmak ve insanlar?n maslahatlar?n? gerçekle?tirmek ile münasebeti oldu?u takdirde idarî üsluplar?n herhangi bir nizamdan al?nmas? mümkündür. Çünkü idarî üsluplar, ?er-i delile ihtiyaç duyan bir hüküm, yönetim de?ildir. Bundan dolay? Ömer ba???lar veya maa?lar gibi genel (kamu) mülkiyetinden veya devlet mülkiyetinden kendilerine mallar?n da??t?m? maksad?yla, askerlerin ve raiyyenin isimlerini kaydetmede divan üslubunu alm??t?r.

Âbid ?bn-u Yahya, el-Hâris ?bn-u Nufeyl’den ?öyle rivayet etti:أن عمر رضي الله عنه استشار المسلمين في تدوين الدواوين، فقال عليّ بن أبي طالب رضي الله عنه: تَقسِم كل سنة ما اجتمع إليك مِن المال، ولا تُمسِك منه شيئاً. وقال عثمان بن عفان رضي الله عنه أرى مالاً كثيراً يسع الناس، فإن لم يُحصَوا حتى يُعرَف مَن أخذ ممن لم يأخذ خشيت أن ينتشر الأمر، فقال الوليد بن هشام بن المغيرة: قد كنت بالشام، فرأيت ملوكها قد دَوَّنوا ديواناً، وجَنَّدوا جنوداً، فَدوِّن ديواناً، وجَنّد جنوداً، فأخذ بقوله، ودعا عَقيل بن أبي طالب، ومخرمة بن نوفل، وجبير بن مطعم، وكانوا من نُسّاب قريش، وقال: «اكتبوا الناس على منازلهم»  “Ömer Müslümanlar ile divanlar?n tedvini konusunda isti?are etti. Ali ?bn-u Ebî Talib ?öyle dedi: “Sana toplanan mallar? her sene taksim et. Ondan hiçbir ?eyi tutma.” Osman ?bn-u Affân ?öyle dedi: “Ben insanlar?n eline çok mal geçece?i görü?ündeyim. Kimin al?p kimin almad??? kaydedilmeyecek olursa, i?in kar??aca??ndan korkar?m.” el-Velîd ?bn-u Hi?âm ?bn-ul Mugîra ise ?öyle dedi: “Ben ?am’da iken gördüm ki oran?n hükümdarlar?, divanlar tedvin ediyor ve (düzenli) askerler istihdam ediyorlar. O halde sen de divanlar tedvin et ve askerler istihdam et.” Bunun üzerine onun sözünü ald? ve Âkil ?bn-u Ebî Talib’i,  Mahrame ?bn-u Nevfel’i ve Cubeyr ?bn-u Mat’am’? -ki Kurey?’in gençleri idi- ça??rd? ve ?öyle dedi: “?nsanlar? evlerine göre yaz?n.”

?slam’?n Irak’ta egemen olu?undan sonra divanlar önceden üzerinde oldu?u ?ekilde i?letildi. ?am Divan? Rumca idi. Çünkü oras? önceden Rum topraklar?ndan idi. Irak Divan? ise Farsça idi. Çünkü oras? da önceden Fars topraklar?ndan idi. Abdulmelik ?bn-u Mervan zaman?nda, H. 81 y?l?nda ?am Divan? Arapça’ya aktar?ld?. Sonra ihtiyaca göre ve raiyyenin maslahatlar? gere?ince divanlar olu?turulmas? birbirini takip etti. Orduya tahsis edilen divanlar, tesciller ve ödemeler içindi. Çal??malara tahsis edilen divanlar, ücretler ve haklar içindi. Valilere ve âmillere tahsis edilen divanlar, tayinler ve aziller içindi. Beyt-ul Mâl’a tahsis edilen divanlar, gelirler ve giderler içindi ve hakeza. Bir divan, onu gerektiren ihtiyaç ile ba?lant?l? olarak olu?turuluyor, ancak üsluplar?n ve vesilelerin de?i?kenli?inden ötürü üslubu as?rdan asra de?i?kenlik arz ediyordu.

Divana bir ba?kan tayin edilir, emrine de görevliler tayin edilirdi. Bu ba?kana, bazen görevlilerini tayin etme salahiyeti verildi?i gibi bazen de (ba?kana tayin salahiyeti verilmeksizin) emrine görevliler tayin ediliyordu.

Buna göre maslahatlar idaresi veya divan denilen kurumlar?n olu?turulmas?, ihtiyaca göredir ve bu ihtiyac?n a??rl???n? kald?rmaya yönelik çal??ma üsluplar? ile gerçekle?tirme vesilelerine ba?l?d?r. Bunun her as?rda de?i?kenlik arz etmesi, her vilayette farkl?l?k göstermesi ve her beldede ayr? ayr? olmas? caizdir.